Bugün Karadeniz coğrafyasıyla özdeşleşmiş dart ve sık virajlı yollarda teker çevireceğiz. Aynı zamanda uçsuz bucaksız karadenizin mavi sularıyla şahit olduğumuz sonbaharın tüm renklerine bir de maviyi ekleyeceğiz.

Sabah rahat yataklarımızda uykumuzu almış bir şekilde uyanıp kahvaltımızı yaptıktan sonra yola çıkmak için hazırlandık. Ben lobiye indiğimde bizimkiler iktidar partisi Kastamonu milletvekili Musa Sıvacıoğlu ile sohbet ediyorlardı. Bende dahil oldum sohbete, bayramlaştık. Ayaküstü kısa bir sohbet/yakınma/memleket kurtarma fikirleri söyleşisinden sonra vekilimizden rota konusunda fikir istedik. Önerdiği rotalar içerisinden Devrekani üzerinden Abana rotası aklımıza yattı ve zaman kaybetmeden yola koyulduk. Ne kadar doğru bir tercih yaptığımızı Bozkurt ilçesinde benzin için durduğumuzda anlamıştık.

Tempolu harika manzara eşliğindeki virajlar, Bozkurt’a yaklaştıkça daralan ve hairpinlerin (tam Türkçe karşılğını bilemedim 180 derece dönülen yukarı/aşağı devam eden virajlar) olduğu bir yola dönüşüyor. Benzinlikte yüzü gülmeyen, kalp atışları hızlanmamış biri yoktu aramızda :) Herkes birbirine “şu virajı hatırlıyor musun?” diye soruyordu. Bu rotada mutlaka geçilmeli diyeceğim bir yol…

Bozkurt ilçesinden Abana’ya ulaşarak gezimizin en doğu ucuna gelmiş olduk. Bundan sonrasında artık dönüş yoluna geçtik. Bugünkü hedefimiz olan Amasra’da rakı balık ve konaklama için gaz açıyoruz. Ama ne mümkün. Yol eski, bozuk değil ancak lastiklerin sık geçtiği yerlerde mıcırlar iyice gömülmüş ve zift kalmış. Hamsi suyu olarak öğrendiğimiz balık taşıyan kamyonlardan dökülen sular bu dar virajları bir çileye dönüştürdü. Üstüne birde güneş gören yerlerin kuruması ancak gölgedeki kısımların hala ıslak kalmasından ötürü viraj ortasında karşılaşılan sürprizlerde cabası.

Düşük tempolu sürüşe rağmen yer yer ciddi kaymalar yaşasakta problemsiz atlatıp İnebolu’ya vardık. Murat şehir merkezini gezelim diye önerdiğinde yolun durumundan ötürü hedefimize ulaşamayacağımızı söyleyip önerisine karşı çıksamda Hakan’ı kandırmış :) Şehrin içinde ara sokaklara daldık. Nereye dahi gittiğimi bilmiyorken kendimi bir anda yaklaşık 50 derece eğimli taş/toprak karışımı tek şeritlik bir yokuşta buldum. Oldukça sıkıntılı anlar yaşasakta problemsiz çıkabildik buradan. Görmeyi umut ettiğimiz manastıra sadece Murat çıktı ve hayal kırıklığına uğrayarak geri döndü ne yazık ki. Dinlenip tekrar yola koyulduk. Islak zemine yol kenarında birikmiş mıcırda eklenince sürüşümüz bayağı şenlendi.

Güneş iyiden iyiye alçalıyordu. Ben Amasra’ya gitmek istediğimden ve önceki geceler de üşüdüğümden sinir ve de stres yaptım karanlığa kalmamak için. Cide’ye yaklaşırken yol artık daha iyiydi. En azından ıslak değildi artık. Bunu fırsat bilerek tempoyu öncekine nazaran ciddi şekilde arttırdık. Cide’ye vardıktan 20dk sonra hava tamamen kararmıştı. Yemek ve konaklama için Cide’ye 13km uzaklıktaki Gideros koyuna gittik. Burada bir ablanın işlettiği pansiyonda kalmaya karar verdik. Bir yandan da yemek söyledik. Ablamız çok güzel hamsi pişirdi, yanına da mis gibi salata. Yemeklerimizi yerken odalar hakkında soru sorduk. Derken ısıtma olmadığı yanıtını alınca fikrimiz değişti ve geceyi Cide’de geçirmeye karar verdik.

Tavsiye üzerine Kastamonu Üniversitesi Uygulama Oteline gittik. Ancak fiyatlar uçuktu. Oda kahvaltı için 60TL rakam söyleyince alternatifleri değerlendirik ve Hemen 100mt arkasındaki Turizm Meslek Lisesine ait Uygulama oteline gittik. 40TL ye anlaştk ama sıcak su akmıyordu. Çok yorgun olmamıza rağmen gece dışarı çıkıp Liman Cafe Bar’da bişeyler içip sohbet ettikten sonra otele döndük. Kahvaltı da özensiz ve geç başladı. Bu otel tam bir hüsrandı.

Yarın Amasra – Bartın – Zonguldak – Ereğli – Akçakoca üzerinden otoban ordan da evlerimize gideceğiz.